Pazartesi - Cuma 09:00 - 19:00 +90 532 441 51 81 merhaba@aurakariyer.com.tr
Pazartesi - Cuma 09:00 - 19:00 +90 532 441 51 81 merhaba@aurakariyer.com.tr

Her Şeyin Kolayına Kaçtığımız Bugünün Yarını Karanlık Olmasın! (2026)

Bir Neslin Varoluş Sürecinde

Her Şeyin Kolayına Kaçtığımız Bugünün Yarını Karanlık Olmasın!

Geçtiğimiz hafta ülkemiz tarihinde daha önce deneyimlemediğimiz üzücü ve düşündürücü bir vaka iki gün boyunca üst üste tekrar ederek gündemimizin ilk sırasında yer aldı.

Yaşadığımız topraklardaki hayatı bir bayrak yarışı misali sürdürmelerini temenni ettiğimiz evlatlarımız kendilerinden beklenmeyecek şeyleri ne yazık ki gerçekleştirdi.

Eğitim, okul, silahlı saldırı, ansızın beklenmedik şekilde yitirdiğimiz gençlerimiz ve öğretmenlerimiz, gelecek, hayallerimiz… Bu kelimeleri bir arada yazmak, dile getirmek bile insana gerçekten sıkıntı veriyor.

Geleceğimizi emanet edeceğimiz gençlerimizin kökeni, kaynağı ve nedeni her ne olursa olsun kendi yaşıtlarına yönelik sergilediği saldırgan davranış bizleri ürpertirken aynı zamanda derinden düşünmeye sevk etti.

Kurumlardan ve yöneticilerden gelen peşi sıra açıklamalar, ilerleyen günlerde neler yaşanabileceğine dair yorum ve değerlendirmeler, her türlü iletişim kanalında dile getirilen çözümlemeler, öneriler vs. vs. vs.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı büyük bir sevinç ve heyecan ile kutlamak için hazırlık yapan çocuklarımızın, vatandaşlarımızın karşısına ansızın çöken o alacakaranlık nasıl ifade edilebilir ki söylemesi ve yazması gerçekten çok zor…

Yaşananların ardından; televizyon veya internet mecralarında yayınlanan şiddet içerikli/odaklı yapımları, sosyal medya kullanımı erişiminin sınırlanmasını, her kademedeki eğitim kurumunda alınan güvenlik önlemlerinin ne kadar yeterli olduğunu, eğitim&öğretim sistemimizin durumunu ve daha pek çok başlığı tartışmaya başladık.

Bir refleks misali akıllara ilk gelen ise konu veya unsur her ne olursa olsun sınırlamalar ve yasaklamalar oldu. Bu yaklaşım tabi ki ilk başta gayet doğal karşılanabilir lakin gözlerimizin önünde yaşananlar bizlerin konuyu daha derinden ve detaylı bir şekilde ele almamız gerektiğini gösteriyor.

İhtiyacımız olanın kısa süreli ve anlık bir çözüm olmadığı aşikar.

Okullarımızda yaşadığımız bu üzücü olayları doğuran sürecin bir anda ortaya çıktığını düşünüyorsanız, yattığınız uykudan bir an evvel uyanmanız hatta gördüğünüz pembe rüyaları sona erdirmeniz gerekiyor.

Belki de geride bıraktığımız son 30-40 yılı eleştirel ve çözümleyici bir yaklaşımla tekrar değerlendirmeliyiz.

Şöyle ki; söz konusu dönemde küreselleşmeye başlayan dünyamızda ortaya sosyal-kültürel gelişmelere dayalı davranışsal transferler, değişmeye başlayan bakış açımız ve yaklaşımlarımız, hayatın her anında ve alanında dış etkilere açık hale gelmiş olmamız, köklerimizden gelerek bizi biz yapan unsurları yavaş yavaş ötekileştirmemiz hatta onlardan uzaklaşmamız, sadece yurt dışından gelmesi nedeniyle baş tacı ettiğimiz lakin zararının faydasından daha çok olduğunu sonradan fark edeceğimiz pek çok unsur bugünlerde yaşadıklarımızın alt yapısını oluşturuyor. Burada popüler kültürün etkisinden de kesinlikle söz etmeliyiz.

Teknoloji alanında yaşanılan gelişmelerin hayatımızı kolaylaştırdığı şüphesiz bir gerçek. İşlerimizi hızlandıran, hata yapma oranını azaltan, kullanılan zamandan tasarruf ettiren, hatta son birkaç yıldır düşünmeyi bile neredeyse kendilerine teslim ettiğimiz teknolojik araçlar artık tamamlayıcı bir organ haline gelmiş durumda.

Gel gelelim hayatımızı kolaylaştıran bu şeyler, birbirinden değişik sapkın fikre sahip karanlık unsurlar tarafından daha geniş kitlelere ulaşmak için de kullanılabiliyor, özellikle de yaş ayrımı olmaksızın kitle iletişimi noktasında bu durumdan söz edebiliriz.

Yaşamımızın her geçen gün farklı hususlarda kolaylaşmaya başlaması beraberinde bazı sorunları da getiriyor.

Bugünün Yarını Karanlık Olmasın

İlerleyen zaman hayatımızın kolaylaşması ile beraber bizlerde “kolayına kaçma” düşüncesini ve bağlı davranışları da ortaya çıkardı.

Evet, doğru okudunuz. İddia ediyorum ki, bugün gençlerimizi de köşeye kıstırmak üzere olan her şeyin ama her şeyin kökeninde son yıllarda giderek artış gösteren kolayına kaçmaya yönelik düşüncemiz ve bu doğrultuda sergilenen davranışımız yatıyor.

Doğruluk, çalışmak, odaklanmak, bir şeylerin olgunlaşması için beklemek veya zaman tanımak, yeri geldiğinde sebat etmek, saygı duymak, nezaket göstermek, farklılıkları tolere etmek, liyakate önem vermek, hak ettiğine razı olmak, gelişime açık olmak, okumak, geri bildirim verebilmek/alabilmek…

Üstteki satırda vurgulamaya çalıştığım hususları çoğaltmak mümkün olmasına mümkün de acaba kaçımız hayatımızın ne kadarında yukarıda yazıklarımın kaçını uygulayabiliyoruz?

Kolay yoldan ünlü olmak, kolay yoldan para kazanmak, kolay yoldan köşeyi dönmek, kolay yoldan çalışmak (çalışıyormuş gibi gösterip asla çalışmamak) artık günümüzde kolay yoldan şöhret olmaya giden yolun olmazsa olmaz basamakları gibi kabul edilebilir.

Kitle iletişim araçlarına yansıyan renkli yaşamlar, sosyal medyada binlerce onbinlerce beğeni alan gerçeklikten uzak neo-arabesk yaşam kesitleri, her geçen gün gittikçe pompalanarak rahat yaşama düşkünlüğü özendiren paylaşımlar, yaşama ve insana doğruluktan/dürüstlükten/saygıdan/düşünceden/bilgiden/deneyimden uzak bir biçimde yalnızca güçlü olanın, hile yapanın, köşeyi dönmeye çalışanın(!) hatta türü ne olursa olsun bir silahı olup bunu fütursuzca kullananların yüceltiği kaba güç kullanımı ve şiddete odaklı yaşamlar sadece yetişkinler tarafından takip edilmiyor.

Yetişkinler kadar gençlerimiz de “ekranlarımıza” yansıyanları ister istemez izliyor, takip ediyor dahası bunları rol model olarak kabul edebiliyor.

Öğreti olarak iyiye, güzele, dürüst ve namuslu olana yönelik davranış sergilememize dair söylemlerimiz olduğu kadar bunların tam aksi yönünde de kişileri hareket etmeye motive edecek söylemlerimiz de mevcut ne yazık ki. Bu da bizim gerçekliğimiz…

Doğrudur, evrensel boyuttaki yaşamımızın her boyutunda karşımıza çıkan bir dualiteden söz edebiliriz. Fakat bu dualite bize bir seçim yapma zorunluluğunu da beraberinde getirmektedir. Meselenin özü seçimlerimizde/tercihlerimizde yatıyor. Yapacağımız seçimlere göre yaşayacağımız gerçekliği de belirlediğimizi lütfen hatırlayalım!..

“İşleyen demir ışıldar.” şeklindeki atasözünün olduğu Türkçemizde “İşi bileceksin ama işe gitmeyeceksin.” gibi bir başka söylemde bulunuyor. Kitap okumanın öneminden söz ederken vurgulanmak isteneni “İşi kitabına uydurmak.” olarak algılamak kesinlikle iş bitiricilik olmayıp işten kaytarmaya yönelik söyleme uydurulan bir kılıf olmanın ötesine de geçemiyor.

Sözün kısası, son günlerde yaşadığımız olayları çözümlemek istiyorsak; öncelikle yetişkinler, ebeveynler olarak seçimlerimize, yapıp ettiklerimize en önemlisi de sözlerimiz ile davranışlarımızın birbiri ile tutarlı olmasına dikkat etmemiz gerekiyor.

Rahat bir yaşam sürdürebilmenin yolu bazen vakti geldiğinde zahmetli olanı deneyimlemekten geçiyor.

Gelişim odaklı, devam ettirilebilir, refahın hüküm sürdüğü, kolaylaştırılmış bir yaşama doğru yol alırken mecazi anlamını bir tarafa bırakalım gerçekten hepimizin uyanık olması gerekiyor. Odağımız neredeyse gelişimimizde orada olacaktır.

Bugün kolayına kaçılmış bir yaşam gelecekteki nesillerin yaşamını zorlaştıracaktır.

Gelin hep birlikte “kolayına kaçmadan” yaşamımızı ve geleceğimizi bugünden kurgulayarak kolaylaştıralım, gelecekte olacak olan her ne ise olmasını istediğimiz gibi olsun.

Murat Babadalı

(Kariyer Danışmanı & NLP Mentor Master)

***

Sunduğumuz “Bütünsel Kariyer Danışmanlığı” hizmetimizin detaylarına ulaşmak için tıklayınız.