Pazartesi - Cuma 09:00 - 19:00 +90 532 441 51 81 merhaba@aurakariyer.com.tr
Pazartesi - Cuma 09:00 - 19:00 +90 532 441 51 81 merhaba@aurakariyer.com.tr

1 Temmuz’a Sayılı Günler Kala Belirsizliğin Eşiğinde Yaşamak

1 Temmuz’a Sayılı Günler Kala Belirsizliğin Eşiğinde Yaşamak

Herhangi bir nedenden dolayı en son ne zaman belirsizlikle karşı karşıya kalmıştınız?

Sahip olduğunuz her türlü yol göstericinin adeta taşlaştığı ve ne yöne gidebileceğinize dair en ufak bir ipucuna bile sahip olamadığınızı fark ettiğiniz o an ne hissettiniz?

Şaşkınlık, korku, panik, dizginlenemeyen harekete geçme isteği, bir bilene o an erişememenin yaşattığı tedirginlik, birbirinden farklı nice düşünsel ve duygusal gelgitler…

Tarihi kayıtlar pek çok kez belirsizliğin insan hayatında başrolde yer aldığı sayısız örneği barındırıyor. Yakın tarihimize damgasını vuran Koronavirüs Salgının da belirsizlik üst seviyelere çıkarak yere göğe sığdıramadığımız medeniyetimizi bir anda köşeye sıkıştırmadı mı?

Ertesi günün neleri beraberinde getireceğini bir türlü kestiremediğimiz günler her ne kadar şimdilik geride kalsa da bilinçaltımızda derin bir iz bıraktığını belirtebilirim.

Yarın sabah işe giderken neyi giysem diye düşünürken kendisini aniden ev kıyafetleri ile bilgisayarının başında ve canlı yayında bulan milyonlarca çalışanın bizzat deneyimlediği süreçte iş yaşamına dair alışkanlıklarımızı/geleneklerimizi sorgulamaya başladık.

Ya bu musibete boyun eğecek ya da bir şekilde hendeğin etrafından dolanmanın yolunu bulacaktık. Gerçekten de insanlar olarak en temel dürtümüz olan hayatta kalabilmenin hakkını verebilmek adına elimizden geleni yaptık. Bir anda beliren yoğun sis misali önümüzü göremediğimiz belirsizlik ikliminden sıyrılmayı başardık.

Söz konusu belirsizliğin kaynağı her ne kadar bir sağlık sorunu olsa da sosyal, ekonomik ve kültürel alanlarda yaşadıklarımız adeta bir kara deliğin olay ufkundaymışız gibi her an entropi ile dans etmekte olduğumuz hatırlattı.

Sel gider kumu kalır sözü misali geride bıraktığımız salgın döneminin ekonomiye ve çalışma yaşamına olan etkisini küresel çapta her ülke kendi dinamiklerine göre daha fazla hissetmeye başladı.

Dünya çapında yaşanan Büyük İstifa Hareketi’nden kendi payına düşeni alan ülkemiz iş dünyası bir süre sonra yeniden iç dinamiklerimizden kaynaklanan konulara odaklandı.

İşsizlik Ödeneği’nden sıkça söz ettiğimiz, Kısa Çalışma Ödeneği’nin dönemin en dikkat çeken konusu olduğu süreç asgari ücretteki artış ve kısaca EYT olarak ifade edilen Emeklilikte Yaşa Takılanlar’a dair düzenlemenin hayata geçirilmesi ile beraber çalışanlar arasındaki hareketliliği artırdı.

2022’nin başında asgari ücrette yaşanan artış sonucunda iş dünyasının ve çalışanların odaklandığı konu ücret artışı olarak kendini göstermeye başladı.

Yaşanan gelişmeler ücret yönetiminin işletmelerin üzerinde durması gereken önemli bir husus olduğunu yeniden gündeme getirdi. Konunun yalnızca bordro hazırlamaktan ibaret olduğunun düşünülmesi ne yazık ki domino etkisini de beraberinde getiriyordu.

Geçmiş dönemlerde çalışanların dört gözle beklediği ve ülkemizdeki işletmelerin çoğunda yılda 1 kere yapılan ücret artışları yani maaş zamları gündemin ilk sırasına yerleşti diyebiliriz. Ücretlendirme için ilan edilen asgari ücreti kendileri için bir gösterge olarak kabul eden işletmelerde günün ekonomik koşullarını karşılayamayan söz konusu tutarın üzerinde ücret isteyen çalışanlar ve yöneticileri arasında adeta bir pazarlık başladı.

Özellikle bazı mavi yaka pozisyonlarında yaşanan çalışan temin etme sorunu ücretlerin hızla yükselmesine neden olurken bazı beyaz yaka pozisyonlarındaki çalışanların ücretlerinin çok düşük kalmaya başladığı konuşulur oldu.

Beklentileri karşılan(a)mayan çalışanların Koronavirüs Salgını sırasında literatürde yerini alan bir diğer terim olan Sessiz İstifa’yı deneyimlediğini ifade ettiği günümüzde iş dünyasının ve insan kaynakları camiasının gündeminde yetenek kıtlığı ilk sırada yer alıyor.

Çalışan Bağlılığı ve işveren Markası kavramları çerçevesinde yazılıp çizilen, anlatılan söylenilen ve türlü insan kaynakları etkinliğinde paylaşılan her ne var ise bugün içinden geçtiğimiz dönemin ekonomik koşulları doğrultusunda çalışanlara sunulacak “tatmin edici” bir ücretin fersah fersah gerisinde kaldığını düşünüyorum.

Yürütülen onca çalışmayı ve iletişim kanallarında yer verilen örnekleri bir kalemde silmeyin Murat Bey diyebilirsiniz. Haklı da olabilirsiniz lakin barınma, ısınma, yiyecek-içecek, aile üyelerinin eğitim masrafları gibi en temel konulardaki ihtiyaçlarını gidererek elinde geriye kalan kısım ile kendisi için çizdiği yaşam standardını sürdürmek isteyen bir çalışan için aldığı ücretin onu en fazla motive edecek unsur olması bugün için şüphe götürmez bir gerçektir.

Yeni bir yıla yepyeni umutlarla, mutlulukla, yaşamımızda bembeyaz bir sayfayı açmanın heyecanıyla başlarız ve 1 Ocak her anlamda bu başlangıcın tarihi bir simgesidir. İş dünyası için de bu başlangıç her anlamda değerlidir. Terfi veya atamalar ilan edilir, hedefler belirlenir, 3 veya 6 aylık aralıklarla planlar yapılır, performans değerlendirilir vs. vs. vs. Tabi ki çalışanların ücretlerinde yapılacak değişiklikler açısından da yılbaşı her zaman kritik bir öneme sahiptir. Daha doğrusu sahipti…

Yazımıza başlarken belirsizlikten yola çıkmıştık. Daha evvelki güne kadar (26 Haziran 2024) milyonlarca çalışanın acaba nasıl hareket edileceğini merakla beklediği konudaki açıklama haber bültenlerindeki yerini aldı. Yılbaşında yapılan artışa ek olarak asgari ücrette herhangi bir değişiklik olmayacaktı.

1 Temmuz

1 Temmuz istatistiki çalışmalarda yıl ortası sonuçlarının paylaşıldığı bir tarih olarak kabul edilirken, doğum tarihini ay ve gün olarak bilinmeyen kişiler için de yasal olarak doğum günü olarak belirlenmiştir. Bir de Kabotaj Bayramını hatırlatır ki milli egemenliğimiz açısından önemli bir gündür.

Gelelim bu sene ki 1 Temmuz’a… Bu sene çoğu işyeri ve çalışan için kritik bir zamanı işaret ediyor 1 Temmuz günü. Ekonomik göstergelerin yansıttıkları ile elindeki kazancı dengelemek için çaba sarf eden çalışanların yılın ikinci ücret artışının yapılıp yapılmayacağını kesin olarak duymayı bekledikleri tarih olarak hafızamızdaki yerini alacak.

LinkedIn başta olmak üzere çeşitli sosyal medya mecrasındaki paylaşımlarda, haber ve makalede değinilen konu bir sorunun etrafında şekilleniyor; “Bu yıl temmuz ayında ücretlerde artış yapacak mısınız?” Herkesin birbirine sorduğu, cevap alamadığı o muğlak soru bu işte… Belirsizliğin en üst seviyesi bu sorunun etrafında yaşanıyor.

Tahminimce işverenlerin söz konusu süreci nasıl sonuçlandıracağı kadar her şeyin ardından yaşanacaklar iş dünyamıza bence damgasını vuracak nitelikte olacak.

Ücret iyileştirmesini bekleyerek istediğini bulamayan hali hazırda sessiz istifa sürecinde olan çalışanların bu davranışının Büyük İstifa benzeri bir harekete evrilmesinin mümkün olduğu kanısındayım. Eş zamanlı olarak işverenlerin çalışan kadrolarını yenileme adına yönebileceği personel çıkarma örneklerine dair haberleri de duyabilme ihtimalimiz olasıdır. Hele ki bazı sektörlerde örnekleri görülen yurt dışından temin edilen iş gücünden faydalanmaya dair yaklaşımı daha bariz bir şekilde konuşuyor olacağımızı da eklemek istiyorum.

Bir de sosyal medyada daha fazla yer almaya başlayan maaşların asgari ücret üzerinden bordrolanıp asgari ücretin üzerinde kalan tutarın çalışana elden ödenmesi gibi profesyonellikle bağdaşmayan ve yine çalışanların geleceğini ipotek altına alan uygulamaları daha çok duyacağımız bir döneme giriyoruz. Duyarlı ve sağduyulu hareket edilmesi gereken bir dönemi deneyimliyoruz.

Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil. (Fuzuli)

Yukarıda paylaştığımız ve cevabı muğlak olan soruya işverenler ve dolayısıyla insan kaynakları ekipleri tarafından verilebilecek en net 2 cevap söz konusu. Birincisi “Evet, yıl ortası itibariyle ücret artışına gidiyoruz.”, ikincisi de “Hayır, ücretlerde bir değişiklik olmayacak.” Bazı kurumların sundukları yan haklara odaklanabileceğini de söyleyebiliriz.

Suskun kalmanın bu soruya verilebilecek en manasız cevap olduğu aşikardır. İşletmelerin çalışan ücretleri için kaynak yaratması, hakkaniyetli bir şekilde bunu paylaştırması (konu yine ücret yönetimine geliyor) ve bir sonraki yılın başında söz konusu yaklaşımını sürdürebiliyor olmasının önemli olduğunu vurgulamamız gerekiyor.

Verilecek cevap her ne olursa olsun gerek çalışanlar gerekse işverenler için ücretlendirmenin her şeyin önüne geçtiği bir dönemin kapısı aralanmıştır. Çalışan bağlılığının, iş yerinde mutluluğun ve dahi çalışma barışının da kaynağı uzun bir müddetle maaş konusu olacaktır.

İşlerimizin yolunda, kazancımızın bol ve bereketli olacağı keyifli bir yaz mevsimi yaşamamız dileğiyle.

Murat Babadalı

***
Ürün ve Hizmetlerimiz 2024 – Kurumsal Tanıtım Dosyamızı incelediniz mi?